12 Eylül 2010 Pazar

Amsterdam'da IV

    Sabah çantalarımı alıp hostelime veda ediyorum.Yürüyerek gara gidiyorum.Ayrılık vakti geldi.İnterrail için ayrı bir masa kurulmuş oraya gidiyorum.Paris için rota istiyorum en yakın tren saat 4 gibi ama bu benim işimi görmez Paris'e gece ulaşacağım ama ben gitmek istemiyorum bir gün daha kalmak istiyorum henüz doyamadım.Rotamdan ve planımdan sapıyor bir gün daha kalmaya karar veriyorum.Gece nerede kalacağımı bilmiyorum.Gece sabaha kadar gezip sabah gitmeye karar veriyorum.Önce çantalarımı Lockera bırakıyorum.Atıyorum kendimi sokaklara mağazaları dolaşıyorum.çok ilginç hediyelik eşyalar var.
Sonra bir coffe shop a gidiyorum.burdan yaklaşık 3 saatlik bir kesintiden ve benim amsterdam ı bir tur dolaşmış olmamdan sonra ki ben öyle hatırlıyorum.Dam meydanında siyah beyaz formalı topluluk tezahüratlar yapıyor.Sonra stada doğru yürümeye başlıyorlar.Bunlar yunanlılar Paok taraftarları Ajax la maçları var.Arada küçük gerginlikler yaşanıyor ama polis olay çıkmasını önlüyor.akşam bir bara giriyorum.Ters giden birşeyler var ama anlam veremiyorum.Çünkü bara girerken bir grup size ters ve dik bir şekilde bakıyor sonra içeriye girmenize izin veriyorlar.Biramı alıp barın dışındaki bir yere oturuyorum.Pencerenin altında bir yerdeyim.Önümden Ajax formalı bir çocuk geciyor.Ajax diye bağırdığı anda barın pencerelerinden patlayıcılar atılıyor üstümden insanlar dışarıya atlıyorlar birden ortalık savaş alanına dönüyor ne olduğunu anlamıyorum.Pencerelerden dışarıya atlayanlar patlayan torpiller.Ajaxlı kendini zor kurtarıyor tabi bende.Gecenin ilerleyen saatlerinde bir pub a giriyorum ortam güzel.Pub saat 3 gibi kapanıyor.Oradan bir kaç kişiyle çıkıyoruz yakınlarda açık bir mekan bulmak için yürüyoruz.açık bir yer buluyoruz içeriye giriyoruz.Duvarda pornografik bir film oynuyor.Film de ters giden bişeyler var.Etrafıma bakıyorum ben nereye geldim diye.Etrafta sadece enteresan deri elbiseli adamlar var.Hemen yanımıza birisi geliyor buranın bir gay bar olduğunu söylüyor yanımdaki iki çocuk ve kız kalacaklarını söylüyorlar. Ortam hoşuma gitmiyor ben ayrılıyorum.Bulunduğum bölgede açık bir yer bulamadığımdan istasyona gidiyorum.Orada sabahlarım diyerek. Ama istasyon kapalı havada soğuk saat altıya kadar bekliyorum dışarıda benim gibi bekleyen 10-11 kişi daha var.İstasyon açılıyor.Hemen yeni bir rota alıyorum Paris için.Çantalarımı alıp Amsterdam' a veda ediyorum. ve trene atlıyorum beni yaklaşık 5 aktarma bekliyor ve bunlar arasında en fazla 5'er dakikalık zamanım var.Güle güle Amsterdam.

Amsterdam'da III

Önce leidseplein e gidiyorum.Burası yeme içme eğlencenin merkezi burada ki kahvaltı ve kahve molasından sonra.Kanal turu yapmak için nehre doğru yürüyorum.İlk gördüğüm tekne ye atlıyorum.Kaptanın anlatımıyla birlikte kanalların içinde gezmeye başlıyoruz.Şehir kanalın içinden bir başka güzel geliyor insana.Yüzen evler tarihi binalar insan kendini 16 yüzyılda hissediyor.Yaklaşık 2 saatlik bir kanal turundan sonra İ Amsterdam yazısını bulmak üzere yola çıkıyorum.

Önce wondelparkı görüyorum sonra museumplein.Burası çeşitli müzelerin olduğu bir yer.Yazıyı buluyorum burada foto çektirmemek olmaz.Bir kaç fotodan sonra dinlenmek için oturuyorum.Yanımda dört kız var.Türkçe konuşuyorlar.Gördüğüm ilk Türkler bunlar.Merhaba diyeceğim vazgeçiyorum.Amsterdam yazısının önünde nasıl fotograf çektireceklerini tartışıyorlar.A'nın önüne ikimiz gecelim M'nin önüne ikiniz geçin öyle çektirelim diyor birisi.Diğeri o zaman S yi de alalım tam olsun diyor.Bana dönüyorlar.İngilizce Fotograf çekmemi sadece A , M ve S harflerini almamı istiyorlar.Neden hala türkçe konuşmuyorum bende anlamıyorum.İstedikleri fotoyu çekiyorum.Şimdiki rotam Heineken bira müzesi ve pazar Önce Müzeyi buluyorum ama giriş 25 euro bira müzesi için pahalı olduğu için pazara yöneliyorum.pazarda geziyorum.
Balıkçı Albert amcayı selamlayarak pazarın sonuna ordan tekrar museumplein e ve yolda aldığım biralarla birlikte Wondelpark a gidiyorum.Oturacak bir yer ararken elinde pazar çantası olan bir teyzeyle elinde teyp olan bir amca geçiyor yanımdan.Sonra Birden Müzik sesi yükseliyor.Birde bakıyorum ki amcayle teyze coşmuş.Kopuyorlar.son ses müziği açmışlar amca gitar çalıyormuş gibi teyze rockçı gibi dans ediyorlar.Hemen kaydediyorum.Herkes toplanıyor Etrafa onları izliyoruz.Ama ben şok yaşıyorum bi,r yandan çekim yapıyorum.Müzik bitince hiç bir şey olmamış gibi beni kendilerine hayran bırakarak gidiyorlar.Wondelpark çok huzurlu bir yer insanlar burada spor yapıyor,bisiklete biniyor, köpeklerini gezdiriyor veya oturup içkilerini içiyorlar.Orada dinlenip kendime geldikten sonra havanın da hafif ten kararmasıyla birlikte.


Amsterdam 'ın diğer bir yüzü olan Red Light District bölgesine doğru yürüyorum.Burada insanlar aileleriyle birlikte bazıları kızarkadaşları erkekarkadaşlarıyla geziyor.Dar sokaklar kalabalık.Sokakları kırmızı ışıklar aydınlatıyor.Buradaki kızların güzellikleriyle Hollandalıların gurur duymasına hak vererek buradan ayrılıyorum. Hostelime geri dönüyorum.

Amsterdam'da II

Sabah erkenden kalkıyorum.Kendimi sokağa atıyorum.Kahvaltı yapmaya ihtiaycım var ama acele etmiyorum nasıl olsa bir yerlerde bir yer bulur girerim diyorum.Yol üstünde giderken sandvic dükkanına rastlıyorum giriyorum içeriye.Bir sandvic alıyorum yemeye başlıyorum yarısına geldikten sonra sandviçteki salamın lezzetinden olsa gerek domuz eti aklıma gelir gibi oluyor ki,sandviçi hemen bitiriyorum:)Sonra bu sakın domuz eti olmasın diyorum ve bundan sonra dikkat etmeye karar veriyorum.Kahvaltımı yaptıktan sonra yine bırakıyorum kendimi sokaklara aslında planım var ama burada bir turist gibi gezmekten çok plansız hareket etmek istiyorum.
Sokaklarda yürüyorum, izliyorum.İnsanları tanımaya kültürü tanımaya çalışıyorum.Tüm günümü sokaklarda gezerek geçiriyorum.Futbol topuyla hareketler yapan çocukları izliyorum.Önüme çıkan kiliselere giriyorum.Yolumun üzerinde Anne Frank 'in Evi var.Bir kalablık görüyorum yaklaşıyorum upuzun bir kuyruk.Buraya girmekten vazgeçip şehrin batı ucuna doğru yürüyorum.Evlerin altında kafeler, hediyelik eşya dükkanları var , en çokta hint lokantaları.Hintliler burada bir hayli dükkan açmış.Ama döner kebap dükkanları görmekte olası.Tabi bunların genelde araplar tarafından işletiliyor olmasıda ilginç.


Yürüyerek tekrar Dam Meydanına geliyorum.Burada yeni kiliseyi ziyaret ediyorum.Bana Osmanlı mimarisini anımsatıyor.Oradan Madame Tussaud's Müzesine gidiyorum.Önünde upuzun bir kuyruk var kapanmasına da az bir vakit var.Günün yorgunluğunu atmak için Dam meydanında bir bara oturuyorum.Hava kararırken biramı yudumlayıp insanları izliyorum.

Amsterdam'da I

Yaklaşık 6 saatlik Frankfurt aktarmalı bir yolculuğun ardından Amsterdam'ın Küçük ve sevimli havaalanı Schipol Havalanında'yım.Burası havalanından çok bir AVM ni andırıyor.Çeşitli hediyelik eşya dükkanları, renkli renkli mağazalar.İlk izlenemim ve hissettiğim duygular çok olumlu.Çantalarımı aldıktan sonra havaalanın altındaki trenlere yöneliyorum.Aşağıya inip Bilet almak için tekrar yukarıya çıkıyorum.Biletimi aldıktan sonra gelen ilk trene biniyorum.Karşımda bir yaşlı teyze ve amca var.Onlardan Merkez istasyonuna geldiğimizde haber vermelerini istiyorum.Tabi diyorlar.Geldiğimizde ikisi birden burası burası diye heyecanla sesleniyorlar.Yardım etmenin bu kadar sevindireceği hiç aklıma gelmezdi.Merkez istasyonda iniyorum.Yapmam gereken ilk şey turizm bürosuna gidip bir şehir rehberi almak.Büroyu buluyorum ve rehberi alıyorum.Rezervasyon yaptırdığım hostelin bulunduğu caddeyi haritadan buluyorum.Otobüs ve tramvay duraklarına yöneliyorum ama hangi otobüse bineceğimi bilmediğim için yürümeye karar veriyorum.Amsterdam ı İstanbul gibi düşündüğüm için içimde tedirginlikle.
Ama kısa sürede Dam Meydanına varmış olmamla birlikte buranın aslında küçük bir şehir olduğunu tedirgin olmamam gerektiğini anlıyorum.Yaklaşık bir saatlik arayıştan sonra Dam meydanının hemen arkasında başladığım yere 2 dakika mesafede hostelimi buluyorum.
Koşarak ve sevinçle içeri giriyorum.Hemen odamı gösteriyorlar yerleşiyorum ve kendimi dışarıya atıyorum.Daha önceden hazırlamış olduğum planı yanıma bile almıyorum.Kendimi dışarıya atıyorum.Önce istasyona doğru tekrar yürüyorum.Çünkü gelirken çok güzel mekanlar gördüm.O caddeyi katettikten sonra bırakıyorum kendimi kaybolmanın keyfine.Sokaklar evler kanallar o kadar güzel ki.hayranlıkla dolaşıyorum sokaklarda.İstanbul aceleciliği var üstümde adeta koşuyorum yetişmem lazım ama nereye bilmiyorum.Gitgide şehrin sukuneti ve huzur sarıyor içimi.İnsanların huzuru ve rahatlığı bulaşıyor yüreğime.Yavaşlıyorum.Nereye gittiğimi bilmiyorum.
Yüreğime doğru atıyorum adımlarımı.Neredeyse tüm sokaklara giriyorum çıkıyorum her yer benim için yeni herşey yeniden yaratılmış gibi.İnsanlar yabancı ama o kadar tanıdık geliyorlar ki.Birini merhaba dememek için kendimi kısıtlıyorum.Akşam sekiz oluyor havanın kararması lazım.Ama kararmasını beklemek için saatin 10 olmasını bekliyorum.Bu hoşuma gidiyor günlerve yaşam o kadar uzun geliyor insana.ilk günümün akşamın da tedirginliğimi atmış olmamın rahatlığı ve yol yorgunluğuyla odama gidiyorum.Odamda bir kız yatıyor.Altı kişilik bir oda üst ranzama bir çocuk geliyor selamlaşıyoruz.Hemen yatıyorum.Gece bir gürültüyle uyanıyorum.İki kız gayet sarhoş bir şekilde yatklarını arıyorlar.nihayetinde buluyorlar tabi biraz şaşkınlık duyuyorum.Yan üst ranzadaki çocuk nereden geldiklerini soruyor.Yarın için bir planları olup olmadığını soruyor. Yok diyorlar ozaman yarın birlikte eğlenelim mi diyor.Yarın uyuyacaklarını söylüyorlar.Buna anlam veremiyorum uyuyorum.

Amsterdam da görülmesi yapılması yenilmesi içilmesi gerekenler

1-Wondelpark: Sunni göller ve yemyeşil çimenler
2-Noord: İstasyonun arkasından vapurla geçeceğiniz yemyeşil bir cennet
3-Madame Tussaud's:Ünlülerin Bal mumu heykelleri
4-Leidseplein : Gece hayatı ve eğlence
5-Çiçek Pazarı : Renkli kaktüsler ilginç.
6-Red Light District: Enteresan bir mekan.
7-Dam meydanı:Şehrin meydanı
8-Stedelijk Museum :Modern sanatlar müzesi
9-Van Gogh museum:Van Gogh'un eserleri
10-Joordan : Şehrin bir başka yüzü
11-Rijks Museum :Amsterdam'ın Paris'i
12-Historic Museum :Tarih müzesi
13-Anne Frank Evi:Nazilerden saklandığı ev.
14-Bit pazarı :Waterloo meydanında ilginç eşyalar.
15-Coffee shop: --
16-Sexmuseum: Yinede bakmak lazım önemli bişey yok.
17-Escape Bar :Şehrin önemli gece kuluplerinden
18-Pankek kafe
19-Albert Amcanın çiğ balığı
20-Kanal turu

11 Eylül 2010 Cumartesi

AMSTERDAM

Özgürlük ve Huzur.Bu şehri anlatabilecek en iyi iki kelime.

İsmini Amstel Nehri'nden alan kanallar üzerine kurulmuş olan bu şehre Kuzeyin Venedik'i demek yanlış olmaz. 17'inci yüzyıldan kalma evleri ,tarihi binaları, ilginç mimari yapısı hatta yüzen evleriyle masalsı bir şehir Amsterdam.

Hoşgörünün egemen olduğu bu şehirde insanların rahatlıklarını hemen hissedebiliyor.Sizi saran huzuru içinize çekebiliyorsunuz.

Şehiriçi ulaşımın en önemli aracı bisiklet ve bana göre bu şehrin sembollerinden olmalı.Binlerce bisikleti bir arada park edilmiş halde görmek mümkün.Ama insanların kendi bisikletlerini nasıl bulduğunu anlamak pek mümkün değil :).Bisiklet trafik akışında birinci öncelikli.Bisikletler için yapılmış özel yollardan yürüyorsanız heran bir bisiklet kazası tehlikesi altında olabilirsiniz.Kanalların çokluğu nedeniyle burada araba kullanımı çok az.Tramvaylar önemli ulaşım araçlarından.Yaya geçidine adım atığınızda durup size yol veren tramvaylar insanı şaşkınlığa uğratabilir.Tüm şehri yaya olarak gezip kaybolmanın keyfini yaşayabilirsiniz.Yada bir bisiklet kiralayıp daha hızlı ve zevkli bir tur yapabilirsiniz.Ama mutlaka yapılması gereken bir kanal turuyla şehri kanallardan gezmenin keyfi ayrı bir mutluluk.

Dam Meydanı Şehrin en önemli meydanı.Milyonlarca turisti ağırlayan bu meydanın batı ucunda Kraliyet Sarayı , sağ tarafta Niuwe Kerk (Yeni Kilise) sol tarafta ünlülerin mumdan yapılmış heykellerini görebileceğimiz Madam Tussaud's Müzesi , doğu kısmında ise II.dünya savaşında ölenler için yapılan Ulusal Anıt bulunmakta.Ayrıca Bu meydanın çevresinde çeşitli alışveriş mağazaları bulunmaktadır.

Leidseplein sayısız bar , pub , gece kulubünün bulunduğu eğlencenin sabaha kadar devam ettiği eğlencenin merkezi olan şehrin en önemli ikinci merkezi.Amsterdam 'ın ünlü Gece kulublerinden biri olan Escape Bar da burada bulunmakta.

Red Light District şehrin en ünlü mekanlarından birisi.Burası genelevlerin bulunduğu bir mahalle.Klasik genelev anlayışından öte daha çok ailelerin, kızlı erkekli grupların gezdiği ve Hollandılıların kadınlarının güzellikleriyle gurur duyduğu turistik bir yer.

Coffe Shop lar ünlü mekanlardan.Burada Haşhaşlı sigaralar, marihuanna , esrar ,çeşitli uyuşturucu otların kullanımı serbest.

Sokaklar da futbol topuyla freestyle hareketler yapan gençler.Bol Bob Marley şarkısı temposu ve rahatlığında akan bir hayat.Külahta patates kızartması.Akşam Saat 10 da havanın kararması.Hiç bir yerde göremeyeceğiniz kadar gencin ve turist.Parklar da çimenlere uzanıp
şaraplarını yudumlayan gençler.Sabaha kadar süren eğlence.Birbirinden güzel cana yakın kızlar.Çiçek pazarında laleler (bu arada İlhan Şeşen'in şarkısında geçen çiçek pazarı) renkli renkli katüsler.Pankek kafeler.Pazarda Albert amcanın çiğ balığı.Heineken Birası ve rakibi Amstel birası.Sunni gölleriyle Wondelpark.Sexshoplar.Coffeshoplar.Bira Fıçısı taşıyan at arabaları ve Devasa büyüklükteki atlar.Tertemiz sokaklar.Düzenli gürültüsüz bir trafik.Parkta dans eden yaşlılar:)Tarihi yel değirmenleri.

Amsterdam la ilgili birşeyler yazmak için ne zaman otursam takılıp kalıyorum.Anlatacak o kadar çok şey var ki aslında.Ama vazgeçiyorum.Bu şehri kelimeler düzeyine indiremiyorsunuz.Bu şehirin huzuru rahatlığı alıyor sizi içine.Kalemi kağıdı bırakıyorsunuz.Adeta beni bir kalıba sokma beni yaşa diye fısıldıyor kulağınıza.Ben bu şehri anlatamayacağımı anladım.Bu şehirde yaşadığımın duyguları yazıya dökmek imkansız.Ne kadar yazsam belli kalıplar içerisinde kalıyor.Gerçek hisleri yansıtamıyor.Bu şehir her zaman benim kalbimde kalacak.En kısa zaman da tekrar dönmek istiyorum Amsterdam 'a.Tavsiye edebileceğim yalnızca bir tek şey var.Burada mutlaka yaşayın.Yaşayın o zaman ne demek istediğimi anlayacaksınız.Hissettiğim duyguları yinede anlatmak gerekirse, anlatamamak en iyi anlatma olur.

8 Temmuz 2010 Perşembe

Teşekkürler

Teşekkürler hayat bu kadar kısa olduğun için.Bu kadar kısa olupta bizi harekete geçirdiğin için..
Teşekkürler hayat bana bu seyahate çıkma imkanı verdiğin için ,
Teşekkürler hayat bana keşfetme arzusu verdiğin için,
Teşekkürler hayat bana bu seyahate çıkacak sağlık verdiğin için,
Teşekkürler hayat bana gerekli cesareti verdiğin için,
Teşekkürler hayat bana özgüven verdiğin için,
Teşekkürler hayat verdiğin yaşam sevinci için,


Seyahatimde yaşayacağım tecrübeleri , gördüklerimi , yaşadıklarımı buradan sizinle paylaşmaya çalışacağım umarım benimle keyifli zamanlar geçirirsiniz.:)