18 Eylül 2010 Cumartesi

Barcelona'da I




Saat 11'e geliyor Bengü ,Irmak ve ben Barcelona istasyonunada iniyoruz.Onların kalacakları hosteli bulmak için koyuluyoruz yola.Yarım saatlik bir aramadan sonra buluyoruz kalacakları yeri ama benim için bir yer yok çünkü hostel dolu.Bana ineternetten bir yer ayarlıyoruz.Yarın 10 da istasyonda buluşmak üzere vedalaşıyoruz.1 saatlik bir aramadan sonra Hostelimi buluyorum.Güzel bir uykunun ardından istasyona gitmek için erkenden kalkıyorum.yaklaşık 3 saatlik bir aramanın ardından yanlış istasyonda soluğu alıyorum.Ama yapacak birşey yok cep telefonum da yok Bengüyle Irmak'ı kaybediyorum.



Catalunya meydanına geliyorum.Buradan çok merak ettiğim Sagra de Familia Katedralina gideceğim mydandan yukarıya doğru yürümeye başlıyorum.Ama yolumun üstünde görmem gereken Barcelona yı Barcelona yapan adam olarak bilinen ünlü mimar Gaudi'nin tasarladığı binalar var.Bottle casa ve Casa Mila La Pidrera yı gördükten sonra.Gerçekten harika fantastik yapılar.


Oradan Sagrada Familia ya doğru yürüyorum.Kısa bir yürüyüşten sonra Katedraldeyim.Gerçekten görülmesi gereken harika bir eser.Gaudi nin başlattığı planlanan 12 kulesinden 8 ni yaptıktak sonra tamamlayamadan öldüğü bu eserin yapım çalışmaları hala devam ediyor. Buranın etrafında çok sayıda turist var ve Katedralin önünde upuzun bir kuyruk var.İçerisini gezmeyi başka günlere bırakıp.Begümle Irmak'ın saat 7:30 da trenleri var Milano'ya önce Catalunya meydanına sonra gara gidiyorum.1 saat bekliyorum ama gelen giden yok.Hostelime dönüyorum metroyla Gar hostelimin bulnduğu yere sadece 2 durak ötedeymiş ben boşuna uğraşmışım sabah garı bulmak için.
Akşam Hostelin kafesine iniyorum internete girmek için.Bir kız geliyor yanıma İtalyan mısın diyor hayır Türküm diyorum.Kanadalı Noemie sonra arkadaşı Zoe ile tanışıyoruz o da Kanadalı sonra İtalyan Frencesco ve Luca ile tanışıyoruz.Onlar Zaten dördü orada tanışmışlar güzel bir muhabbetin ardından uyku moduna geçiyorum.

13 Eylül 2010 Pazartesi

Paris'de III

Eğlenceli bir akşamın ardından kendimi şarj etmek sabah olmasını beklemek için istasyona dönüyorum.Saat 09:00 a kadar bir bankta uzanıp biraz dinlendikten sonra Türkiye de neler olduğunu öğrenmek üzere telefon ve internet kafeye gidiyorum.Telefon edip maillerime baktıktan sonra.Louvre'e doğru yol alıyorum.
Louvre Müzesine ulaşıyorum.Birgün de burayı gezmenin imkansız olduğunu biliyorum o yüzden en önemli olanlarını tabloların olduğu bölümü, heykellerin olduğu bölümü gezmeye çalışacağım.Zaman kalırsa islam eserleri afrika eserlerine bir göz atabilirim.Aslında Napolyon'un özeli bir bölümü var merak ediyorum ama zaman kalmayacağını sanıyorum.
Savaşların , işgallerin esaretin , kralların ve genellikle İsa ve Hristiyanlığın anlatıldığı küçük büyük tabloların arasından ilerliyorum.İleride bir kalabalık görüyorum, yaklaşıyorum tahmin ettiğim gibi Mona Lisa Tablosunun önündeyim.İlk başta anlam veremiyorum bu tablonun bu kadar büyütülmesine.Tablonun sağından bakıyorum sonra soluna geçiyorum ama tablonun yönü geçtiğim yöne doğru dönüyor sanki.Tekrar sağa geçiyorum tablo sanki beni takip ediyor karşısına geçiyorum karşıdan bakıyor.Canlı diyeceğim nerdeyse.Gerçekten hayran kalmamak mümkün değil.Leonardo ya hayran kalarak devam ediyorum gezime.Bu tablodan sonra çok diğer tablolar çok fazla ilgimi çekmiyor.Bir tanesi hariç pastel renklerin hakim olduğu tabloyu diğerlerinden ayıran bişeyler var benim için tabloda bir zerafet var yumuşacık renklerden o kadar acı dolu tablo içinden sıyrılan dikiş diken bir kadının resmi hayranlıkla bakıyorum tablo ya ve yanına yaklaştığımda altında Hollandalı bir ressam a ait olduğunu görüyorum Jan Vermeer bu ressama hayran kalıyorum. Gerçekten çok zarif ve tabloya yansıtığı sevgi hissediliyor.

Kendimi Afrika eserlerinde buluyorum.Afrika eserlerinde dikkat çeken çok fazla birşey yok.En dçok dikkatimi çeken samandan yapılmış uzaylıya benzeyen bir heykel hem ilginç hem düşündürücü bir heykel.

Daha sonra heykellerin olduğu bölüme geçiyorum.Gerçekten çok etkileyeci heykeller var.Bu bölümün atmosferide diğer bölümlere göre farklı.Daha içaçıcı bir bölüm burası.Yunan heykellerinden avrupa heykellerine çeşitli yıllarda yapılmış binbir çeşit heykel hepsi birbirinden ilginç.



Louvre 'deki yorucu bir gezi den sonra Eifel'e doğru yürümeye başlıyorum.Yoldan aldığım bir kaç birayla berebaer eifel in altında ki çimenlik alanda hafif esen rüzgarın altında 2 saatlik güzel bir uyku çekiyorum.Uyanıyorum.Hafif ve güzel bir hava var etrafımda çocuklar koşuşturuyorlar.

Merhaba diyor 20 yaşlarında sarışın bir çocuk.çantanı gördüm geldim sanırım sende seyahat ediyorsun diyor.Evet diyorum oturuyor hikayemizi anlatıyoruz birbirimize Rok Slovenya'dan çıkmış yola otostopla Almanya 'ya gitmiş ordan Fransa ya La Havre 'e sonra da Paris'e gelmiş.Hayatımda gördüğüm en rahat insan nerede yatacaksın diyorum sorun burası güzel diyor.Nasıl gideceksin diyorum sorun yok diyor.Onun için hiçbirşey sorun değil bu tavrını seviyorum.Konservatuarda okuyormuş Trombolin çalıyor.Avrupa haritası veriyorum Bu Benim çok işime yarar diyor Seviniyor.Çantasından çıkardığı üzümlü ekmekten ikram ediyor.Bir yandan da ekmeğin hikayesini anlatıyor.Almanya 'dan otostop çektiği birisi La havre 'de Protestan kampına bırakmış O'nu .Herşey bedavaydı bir sürü yiyecek vardı diyor.3 gün kalmış
kampta.Herşey güzeldi diyor.Çantasını doldurup yoluna devam etmiş.O gece orada yatmaya karar veriyoruz.

Gece 3 uyanıyorum.Rok yanımda.Kalkıyorum.Trene yetişmem lazım ama Rok'u öyle bırakmak istemiyorum.Etrafa bakıyorum çalılıkların ardında 20 kadar uyku tulumlu insan yatıyor.Rok'un yanına dönüyorum uyandırıyorum.O grubun yanına götürüyorum burada daha güvende olursun diyorum.Haklısın diyor vedalaşıyoruz.Sabah yedide trenim var önümde 3-4 saatlik zamanım var.Yola koyuluyorum.

Yaklaşık 3 saatlik bir yürüyüşün ardından nihayet istasyondayım.2 gün önce bıraktığım çantalarımı alıp , trenin kalkacağı peronu aramay başlıyorum.Kalkış için 30 dakikam var.Ama 1 Numralı peron yok.Görevliye soruyorum 1 numaralı peronun başka bir istasyonda olduğunu söylüyor.Koşarak metroya atlıyorum.20 dk. var.3-4 dk. kala geliyorum istasyona Sırtımda büyük bir çanta elimde diğer cantam koşuyorum.Tahminimce 1 kat olmalı ama hayır 4 kat ve yaklaşık 400 mt. yürüme mesafesi.Peronun önüne geliyorum treni soruyorum gitti diyorlar.Kötü hissediyorum kendimi.Madrid 'e bilet soruyuorum yer yok dyorlar.Barcelona gitmeye karar veriyorum.Bordeaux'a kadar tre varmış alıyorum bir bilet.Treni beklemeye başlıyorum.Trenim geliyor 5 saatlik bir yolculuktan sonra Bordeaux'tayım.Barcelona trenleri dolu.İspanya sınırındaki İrun'a tren var ama yer yok.Ama bende bu trene kaçak binecek cesaret ve kararlılık atlıyorum trene.Vagonların arasındaki numarasız bir yere oturuyorum.İrun'a son 2 istasyon kala bir grup genç biniyor konduktor de hemen geliyor tabi.Gençlerin hepsinin belinde kırmızı kuşak var ve hepsi beyaz kıyafetli konduktor direk onlarla muhattap oluyor ama ben bu heyecana daha fazla dayanamayıp kalkıp yemekli vagona doğru yürüyorum.orada biraz zaman gecirdikten sonra İrun'a geliyorum.Saat 9 Hemen Barcelona'ya bilet soruyorum ama yok Bekleyen trenin nereye gittiğini soruyorum Lizbon diyor görevli bir bilet istiyorum ama yer yok.Başka bir yere tren var mı yok bu son tren diyor.Yapacak bir şey yok bu gece İrun'dayım.İstasyondan çıkıyorum.Yatacak bir yer aramaya başlıyorum.Sırt çantalı iki kız geliyor karşıdan bildikleri hostel hotel olup olmadığını soruyorum yok diyorlar ama biz Granada'ya gidiyoruz istersen gelebilirsin tamam diyorum 14 saatmiş İrun'a ama otobüsle gideceklerini söylüyorlar.Göze alamıyorum çok yorgunum dinlenmem lazım.Vedalaşıyoruz.Bir yer buluyorum.Güzel bir duş ve uykunun ardından.Kalkıp istasyona gidiyorum.Barcelona en erken Tren 4 te.İrun'da biraz gezdikten sonra bir internet kafeye giriyorum.yanımda oturan kız ayağa kalkıyor gecerken ayağı takılıyor üstüme doğru düşecekken tutuyorum kızı diğer yanımdaki arkadaşına dönerek türkçe bişeyler söylüyor.Türk müsünüz diyorum Sarılıyoruz Birbirimize.Bengü ve Irmak onlarda Barcelona 'ya gidyorlar hemde aynı tren de hemde şansa bakın ki önümdeki koltuktalar:)

12 Eylül 2010 Pazar

Paris Home Party

La Fayette den aşağıya doru yürürken , bir apartmanın beşinci katından gelen müziği duyuyorum.Evin balkonunda bir grup genç dans ediyor.Burasının bir bar olabileceğini düşünerek apartmanın kapısına yaklaşıyorum.Kapıda iki genç duruyor.Yukarıda ne var diye soruyorum. Parti olduğunu söylüyorlar.Biniyorum asansore çıkıyorum beşinci kata.Dairenin kapısı açı içeriye bakıyorum. Burası bir ev içeride insanlar dans ediyor.O sırada benim ileride kanka olacağım arkadaş fransızca bişeyler soruyor.İngilizce konuşmasını rica ediyorum.Kimin arkadaşısın diyor.Kimsenin arkadaşı değilim yoldan geçiyordum müziği duydum geldim diyorum.Süpersin hoşgeldin diyor:)Şaşkınım bir yandan tedirginim bir yandan gördüğüm ilgi karşısında mutluyum.O sırada partinin ev sahibesi kız geliyor Fransızca bişeyler konuşuyor. Kankam:) durumu izah ediyor.Hoşgeldin diyor büyük bir misafirperverlikle ne içeceğimi soruyor şarap diyorum şarap almaya gidiyor.Biz kankamla içeriye gidiyoruz sınırsızsın dostum takıl kafana göre diyor içkiler burda arkadaşlar bunlar burası senin.Hemen herkes merhaba hoşgeldin diyor .Kendini tanıtıyor.Sanki 40 yıllık arkadaşlarımmış gibi davranıyorlar.Ev sahibesi elinde şarapla döndüğünde beni çoktan ortama ısınmış halde buluyor gülümseyerek şarabı ikram ediyor.Bundan sonra bol dans,müzik eğlence eğlence vee eğlence... eğlence işte .)

Paris'de II

Sabah otel'den ayrılıyorum.Hem gezip hemde kendime uygun bir hostel bulmak için yola koyuluyorum.Önce sırtımdaki çantadan kurtulmam lazım.Tren istasyonuna gidiyorum ve çantamı bir lockera bırakıyorum.Sonra La Fayette Caddesinden Aşağıya doğru yürüyorum.Karşıma Opera Binası çıkıyor.Buası gerçekten görülmesi gereken bir sanat eseri niteliğinde.Ayrıca Fransızlarında sanata verdiği değerin öenmli bir göstergesi bence.

Oradan ayrılıp Madelena kilisesine yürüyorum.Antik Yunan tapınaklarına benzeyen bu kilisenin için merak ediyorum.Kiliselere girdiğimde genelde soğuk bir şeyler hissederim.Ama burada samimi ve sıcak bir hava hissediyorum.Sonra Place de Concorde a doğru yürüyorum.Büyük bir meydan burası meydana geldiğimde Ministere Des Affaries entagres solumda ünlü Louvre Müzesi sağımda Grand Palais.Rotamı Louvre Müzesine çeviriyorum.Önce Müzenin önündeki büyük parktan yürümek zorundayım.Parkın içinde iki büyük havuz var.İnsanlar burada sandalyelerde oturup güneşleniyorlar.Yürürken çeşitli heykelleri görmek mümkün.Karşımızda Dünyanın en büyük müzesi Louvre.Burayı anlatmama çok fazla gerek yok.Burada ki en ünlü eserler arasında Leonardo'nun Mona Lisa'sı bulunuyor.Müzenin önünde ki piramitten içeriye giriyorum müzenin kapanmasına bir saat kalmış.Ben yinede gişedeki kuyruğa giriyorum sıra bana geldiğinde satış bitiyor.Yarın bu müzeyi göremeye karar verdikten sonra Müzenin yanından Notre Dam Katedraline doğru yürüyorum.

Chalette denilen Seine nehrin üzerinde ki adacık üzerine inşa edilmiş olan Sainte Chapelle i ve Notre Dame Katedralinin bulunduğu yerdeyim.İlk durağım Saint Şapel i bir hayli büyük bir şapel.Notre dame ı görene kadar burası ilgilenecek bir yer gibi duruyor.Ama Notre Dame ı görüğümde burayı unutuyorum.Katedral bir kaç bölümden oluşuyor.Ünlü batı cephesi roma mimarisinden esinlenilmiş.Binlerce heykelcikten oluşmuş duvarlarıyla ilginç ve sanatsal yönü ağır bir cephedir.Katedralin En üstündeki Yarasa , köpek ,Korkunç figürler sanki o dönem insanların üzerinde kilisenin otoritesini sağlamak amaçlı yapılmış diye düşündürüyor.Kimbilir burada neler yaşnadı burası tarihe nasıl yön verdi.İnsan merak ediyor.1200 lü yıllardan ,itibaren Avrupa piskoposluğunun mekanı olarak kullanılan bu katedral.19 yy. başlarında Şehir planlamacıları tarafından yıkılmak istenmiş.Ama Vuctor Hugo nun Yazdığı Notre Dame Kamburu romanı buranın yıkılmasını önlemiş.

Katedralin içini merak ediyorum.Ama kapanmış durumda çünkü saat 7'yi 20 geçiyor.Aklıma sığınma sorunum geliyor.Hostel aramaya koyuluyorum.Elimde herhanig bir veri yok.İçimdeki sesi dinlemey karar veriyorum.İçimdeki ses beni Paris'in Beyoğlu'suna götürüyor.İimdeki ses teşekkür ediyorum.Masaların arasından ilerlerken bizim Beyoğlu'yla arasında ki tek farkın rakının yerinde şaraplar olması olarak değerlendiriyorum.Buranın meydanın ilginç kıyafetli iki genç tüm mekanların duyabileceği şekilde müzik yapıyorlar ve gayet başarılılar.İçimdeki diğer ses devreye giriyor.Subway in önünden geçerken bu sesime kulak verip en vejetreyanından bir sandviç alıyorum.Tabi 10 tane fransızca soruya cevap verdikten sonra.

Karnımı doyurduktan sonra hotel aramak üzere yola koyuluyorum.Burada otellerin en güzel yanı Tarfilerin camlarda yazıyor olması.Bakıyorsunuz 100 € 150 € hiç muhattap olmadan devam ediyorsunuz:)




Tekrar Notre Dame ın arkasından Dans eden kızın , sarhoş ressamın ve ilginç icatcı amcanın yanından Eifell e doğru yöneliyorum.İlk Akşam ki eğlenceye benzer bir eğlence bulup eğlenmek ümidiyle.500 mt yürüyorum Rap konserine denk geliyorum.Şanslı günümdeyim.Rap festivali varmış bugünlerde.Hemen bira alabileceğim bir yer arıyorum zorda olsa buluyorum ve konser alanına geri dönüyorum.Burada tanıdık bir simayla karşılşıyorum.Daha önce bahsetmediğim Eifel gecesinde anlamsız dans eden amca burada da bedene eğitimi hareketleri eşliğinde anlamsızlıklarına tarifsizlik katarak dansına devam ediyor.Amcayı saygıyla selamlayıp enerjisine şapka çıkarıp yaşam sevinci karşısında saygıyla eğilip kimseyi umursamadan dans etmesini takdir edip müziğe bırakıyorum kendimi.Müzik Müzik Müziiik......

Saat 12 yi geçti konser bitti.Herkes dağıldı benim kalacak yerim yok.İstasyona geri dönüyorum.Sabah gideceğim ama bir şekilde sabhlamam lazım istasyon kapanıyor.En iyisi biraz gezmek diye düşünüyorum bir mekan bulur girerim birşeyler yaparım diye La Fayatte n gündüz yaptığım gibi aşağıya doğru yürüyorum.

Paris' de I

Hareketli bol aktarmalı bir yolculuktan sonra Paris'teyim.Burada bir turizm bürosu arıyorum.Fakat bulamıyorum.Bir haritaya ihtiyacım var.İstasyonun dan dışarıya çıkıyorum buraya hazırlıksız geldim.Ne hostel rezervasyonu yaptım nede bu konuda bilgi aldım.İstasyon çevresindeki hotellerden başlıyorum ama aradığım gibi değiller bana daha ucuz bir yer lazım.O sırada Fenerbahçe forması giymiş birini görüyorum.Hemen yanına gidiyorum tanışıyoruz.Maraşlıymış aslen bana bir yer tarif ediyor.Orada uygun bir hotel bulabileceğimi söylüyor.Yürümeye başlıyorum yürüdükçe insanların renkleri koyulaşmaya binalar harabeleşmeye sokaklar kirlenmeye başlıyor.Belli süre sonra sadece zenciler hintliler ve çinliler kalıyor sokaklarda.Paris'teyim ama burda en Fransız ben duruyorum diye düşünüyorum.Paris'in banliyöleriyle ilgili birkaç birşey duymuşluğum var.Ama çok gariptir ki içimdfe büyük bir cesaret var.Sadece dikkatli olmaya çalışıyorum.Bir kaç otele baktıktan sonraki buralardan bahsetmek istemiyorum.Bir yer buluyorum aslında aradığım gibi bir yer değil ama aramaktan sıkıldım.Burası bu çevredeki en temiz otel gibi duruyr.Ayrıca metro istasyonuna yakın.Çantalarımı bırakıyorum çıkarken neredeyse ahbap olduğumuz resepsiyondaki arkadaş bana bir harita ve otelin kartını veriyor.Eğer bir şey olursa burayı ara diyor.Gece metroya yetişemessem taksiye binmemi ve kartı taksiciye vermemi söylüyor.Merkezden burasının en fazla 10 euro tutacağını söylüyor.Kartı ve haritayı alıp hemen otelin önündeki metro istasyonuna gidiyorum.Trenler hayatımda gördüğüm en eski trenler kapıları bile tokmaklı kendin açıyosun.Tabi adamlar yıllar önce Metro ya sahip olduklarından şaşırmamak lazım.İlk Durağım tabi ki Eifell.Eifelin olduğu durakta iniyorum.


Eifelle ilk karşılaştığımda çok şaşırıyorum.Bu kadar soğuk anlamsız bir demir yığınının burada ne işi var diye düşünüyorum.Ortada anlamsızca duran kahverengi sdanki küfelnmiş bir demir yığını ve etrafında insanlar.Beğenmiyorum bu durumu.Gezmeye başlıyorum kafam çoğu zaman yukarıda.insanlar çimlere uzanmışlar eifeli seyrediyorlar.Eifelden yukarıya doğru yürüyorum.Palais de Chaillot Eifelli en güzel gören yer aynı zamanda sokak dansçılarının sovmenlerin müzisyenlerin mekanı.Hemen onun arka tarafından Champ Elyses'e(şanzelize) doğru yürüyorum.

Etrafımda şık kafeler restaurantlar çiçekçiler var.Restaurant ve kafelerin iç dizaynından içeride ki insanlardan garsonların kıyafetlerinden masalardaki örtülerden şarap ve şampanya kadehleri
Fransızların ne kadar kibar ve ince ruhlu insanlar olduğunu hissettiriyor bana. Yürüdüğüm bulvar uzunca , tertemiz ,üzerindeki Binalar gösterişli tarih kokan havalarının yanında sanatsal bir yanlarıda mevcut. Uzun bir yürüyüşten sonra Meydana varıyorum.Orada biraz gezdikten sonra tekrar Eifele geri dönüyorum.Bu sırada hava hafif kararmakta.kulenin altında kendime bir yer seçiyorum. oturduğum yerden Eifel i izliyorum.Kuleyi ilk gördüğümdeki bütün görüşlerim yerini yavaş yavaş daha olumlu guygulara bırakıyor ve hiçbirinden eser kalmıyor.Hava kararmaya devam ettikçe romantizm rüzgarları esiyor etrafımda.

Çimlerde uzanmış kendimi Parisin havasına bırakmış romantizm duyguları içinde süzülürken yanıma elinde gitarı ve amfisiyle bir çocuk yaklaşıyor.Yaklaşık 2 metre yanımda duruyor ve başlıyor şarkı söylemeye.Şarkılar gerçekten harika Klasikleşmiş romantik şarkılar bir yandan hava kararmaya devam ediyor diğer yandan romantik şarkılar kulağımda eifel in ışıklarının yanması insanların müziğe kulaklarını verip etrafımızda toplanmasıyla daha derinden hissetmeye başlıyorum ortamdaki sıcaklığı.Hava gitgide kararıyor insanlar daha da çoğalıyor.Şaraplarını biralarını şampanyalarını alıp gelenler şarkıcı ya eşlik etmeye başlıyor.Youri Seyirciyle o kadar güzel diyalog kuruyorki etkilenmemk mümkün değil.Arkamdan bir çocuk sesleniyor.Yalnız oturma diyor gel arkadaş olalım!

Brezilyalılar Edu ve oka ile tanışıyoruz sonra iki alman kız da katılıyor bize şarkılar söylüyoruz.Youri La Bamba şarkısını söylemeye başladığındaPortekizli bir çocuk 8 8 8 çizerek ortaya çıkıyor enteresan bir şekilde dans etmeye başlıyor bunu gören başka bir kafası güzel arkadaşta atlıyor ortaya sonra 3 oluyorlar 5 10 derken herkes ortada çılgın gibi dans ediyor.herkes biribiriyle dans ediyor birbirine sarılıyor içkiler elden ele dolaşıyor göürlmemiş bir mutluluk var insanlarda tanıdık tanımadık herkes bibirine sarılıyor.Youri de coşmuş durumda.Zar zor ortam kendine geliyor kahkahalarla sevinçle oturuyoruz yerlerimize herkesin sabaha kadar eğlenecek enerjisi var ama saat 2 gibi bitiyor.Vedalaşıyoruz arkadaşlarla biryerlerde tekrar buluşmak üzere.Metro istasyonuna gidiyorum kapalı.Bir taksi atlıyorum kartı veriyorum.Otelin önünde iniyorum.Huzurlu mutlu bir uyku çekiyorum.

Amsterdam'da IV

    Sabah çantalarımı alıp hostelime veda ediyorum.Yürüyerek gara gidiyorum.Ayrılık vakti geldi.İnterrail için ayrı bir masa kurulmuş oraya gidiyorum.Paris için rota istiyorum en yakın tren saat 4 gibi ama bu benim işimi görmez Paris'e gece ulaşacağım ama ben gitmek istemiyorum bir gün daha kalmak istiyorum henüz doyamadım.Rotamdan ve planımdan sapıyor bir gün daha kalmaya karar veriyorum.Gece nerede kalacağımı bilmiyorum.Gece sabaha kadar gezip sabah gitmeye karar veriyorum.Önce çantalarımı Lockera bırakıyorum.Atıyorum kendimi sokaklara mağazaları dolaşıyorum.çok ilginç hediyelik eşyalar var.
Sonra bir coffe shop a gidiyorum.burdan yaklaşık 3 saatlik bir kesintiden ve benim amsterdam ı bir tur dolaşmış olmamdan sonra ki ben öyle hatırlıyorum.Dam meydanında siyah beyaz formalı topluluk tezahüratlar yapıyor.Sonra stada doğru yürümeye başlıyorlar.Bunlar yunanlılar Paok taraftarları Ajax la maçları var.Arada küçük gerginlikler yaşanıyor ama polis olay çıkmasını önlüyor.akşam bir bara giriyorum.Ters giden birşeyler var ama anlam veremiyorum.Çünkü bara girerken bir grup size ters ve dik bir şekilde bakıyor sonra içeriye girmenize izin veriyorlar.Biramı alıp barın dışındaki bir yere oturuyorum.Pencerenin altında bir yerdeyim.Önümden Ajax formalı bir çocuk geciyor.Ajax diye bağırdığı anda barın pencerelerinden patlayıcılar atılıyor üstümden insanlar dışarıya atlıyorlar birden ortalık savaş alanına dönüyor ne olduğunu anlamıyorum.Pencerelerden dışarıya atlayanlar patlayan torpiller.Ajaxlı kendini zor kurtarıyor tabi bende.Gecenin ilerleyen saatlerinde bir pub a giriyorum ortam güzel.Pub saat 3 gibi kapanıyor.Oradan bir kaç kişiyle çıkıyoruz yakınlarda açık bir mekan bulmak için yürüyoruz.açık bir yer buluyoruz içeriye giriyoruz.Duvarda pornografik bir film oynuyor.Film de ters giden bişeyler var.Etrafıma bakıyorum ben nereye geldim diye.Etrafta sadece enteresan deri elbiseli adamlar var.Hemen yanımıza birisi geliyor buranın bir gay bar olduğunu söylüyor yanımdaki iki çocuk ve kız kalacaklarını söylüyorlar. Ortam hoşuma gitmiyor ben ayrılıyorum.Bulunduğum bölgede açık bir yer bulamadığımdan istasyona gidiyorum.Orada sabahlarım diyerek. Ama istasyon kapalı havada soğuk saat altıya kadar bekliyorum dışarıda benim gibi bekleyen 10-11 kişi daha var.İstasyon açılıyor.Hemen yeni bir rota alıyorum Paris için.Çantalarımı alıp Amsterdam' a veda ediyorum. ve trene atlıyorum beni yaklaşık 5 aktarma bekliyor ve bunlar arasında en fazla 5'er dakikalık zamanım var.Güle güle Amsterdam.

Amsterdam'da III

Önce leidseplein e gidiyorum.Burası yeme içme eğlencenin merkezi burada ki kahvaltı ve kahve molasından sonra.Kanal turu yapmak için nehre doğru yürüyorum.İlk gördüğüm tekne ye atlıyorum.Kaptanın anlatımıyla birlikte kanalların içinde gezmeye başlıyoruz.Şehir kanalın içinden bir başka güzel geliyor insana.Yüzen evler tarihi binalar insan kendini 16 yüzyılda hissediyor.Yaklaşık 2 saatlik bir kanal turundan sonra İ Amsterdam yazısını bulmak üzere yola çıkıyorum.

Önce wondelparkı görüyorum sonra museumplein.Burası çeşitli müzelerin olduğu bir yer.Yazıyı buluyorum burada foto çektirmemek olmaz.Bir kaç fotodan sonra dinlenmek için oturuyorum.Yanımda dört kız var.Türkçe konuşuyorlar.Gördüğüm ilk Türkler bunlar.Merhaba diyeceğim vazgeçiyorum.Amsterdam yazısının önünde nasıl fotograf çektireceklerini tartışıyorlar.A'nın önüne ikimiz gecelim M'nin önüne ikiniz geçin öyle çektirelim diyor birisi.Diğeri o zaman S yi de alalım tam olsun diyor.Bana dönüyorlar.İngilizce Fotograf çekmemi sadece A , M ve S harflerini almamı istiyorlar.Neden hala türkçe konuşmuyorum bende anlamıyorum.İstedikleri fotoyu çekiyorum.Şimdiki rotam Heineken bira müzesi ve pazar Önce Müzeyi buluyorum ama giriş 25 euro bira müzesi için pahalı olduğu için pazara yöneliyorum.pazarda geziyorum.
Balıkçı Albert amcayı selamlayarak pazarın sonuna ordan tekrar museumplein e ve yolda aldığım biralarla birlikte Wondelpark a gidiyorum.Oturacak bir yer ararken elinde pazar çantası olan bir teyzeyle elinde teyp olan bir amca geçiyor yanımdan.Sonra Birden Müzik sesi yükseliyor.Birde bakıyorum ki amcayle teyze coşmuş.Kopuyorlar.son ses müziği açmışlar amca gitar çalıyormuş gibi teyze rockçı gibi dans ediyorlar.Hemen kaydediyorum.Herkes toplanıyor Etrafa onları izliyoruz.Ama ben şok yaşıyorum bi,r yandan çekim yapıyorum.Müzik bitince hiç bir şey olmamış gibi beni kendilerine hayran bırakarak gidiyorlar.Wondelpark çok huzurlu bir yer insanlar burada spor yapıyor,bisiklete biniyor, köpeklerini gezdiriyor veya oturup içkilerini içiyorlar.Orada dinlenip kendime geldikten sonra havanın da hafif ten kararmasıyla birlikte.


Amsterdam 'ın diğer bir yüzü olan Red Light District bölgesine doğru yürüyorum.Burada insanlar aileleriyle birlikte bazıları kızarkadaşları erkekarkadaşlarıyla geziyor.Dar sokaklar kalabalık.Sokakları kırmızı ışıklar aydınlatıyor.Buradaki kızların güzellikleriyle Hollandalıların gurur duymasına hak vererek buradan ayrılıyorum. Hostelime geri dönüyorum.