23 Ağustos 2011 Salı

KUALA LUMPUR

          Gümrükten geçiş ve bir anda değişen atmosfer.Başlarında türbanları , türbanlarının üzerinde bereleri ve Singapurlulara nazaran daha koyu ten rengine sahip olan kadın gümrük polisleri karşıladı.Ramazan ayı olması sebebiyle içimde tedirginlik vardı.Ama bu tedirginliğin yersiz oldugunu ileride anlayacaktım.Her ne kadar islami yönetim hakim olsa da gördüğüm kadarıyla halk üzerinde herhangi baskı yok.İsteyen istediğini giyip yiyip içebiliyor.Sanırım devlet görevlileri islami kurallara uygun olarak giyinmek zorunda.Eski ama konforlu otobüsümüzle yaptığımız yolculuğumuzu saat 03:40 civarında Kuala Lumpur otogarında noktaladık.İlk amacımız ertesi gün Kamboçya'ya uçacağımız için çantalarımızı havaalanına bırakmak. Biraz da geziye başlamadan önce taksinin burada ucuz olduguna dair yanlış bilgilendirmeyle ilk gördüğümüz taksiye binip havaalanına gitmek istediğimizi söylüyoruz.Bizim gideceğimiz havalanı Airasia gibi bu bölgede uçan ucuz firmaların kalktığı şehirler arası havaalanı.Yaklaşık 70 km.lik bir yolculugun ardından Singapur'dan KL ye ödediğimiz ücretin iki katını ödeyerek havaalanına ulaşıyoruz.Bu noktada bir öneri yapmak istiyorum.Eger havaalanına gidecekseniz nerde olursanız olun metroyla veya otobüsle veya taksiyle Santral'e gelin ve hemen santralin yanından sadece 8 ringgit e havaalanına giden otobüslere binin.Bu paranın yaklaşık 30 katını taksiye ödemeyin.




İlk durağımız KKLC Petronas Kulelerinin bulunduğu yer.İslami değerlere göre inşa edilmiş olan bu harika kulelere çıkma şansı elde edebilmeniz için sabah 7 de gelip kontenjana dahil olabilen şanslı kişilerden olmanız gerekiyor.Yoksa bizim gibi iki kulenin arasındaki alışveriş merkeziyle yetinmek durumunda kalabilirsiniz.Buradaki kahvaltı gezi ve bol fotograf molasının ardından aynı metroyla Ulusal Park'a yol alıyoruz.



Park için indiğimiz istasyondan parka dogru yürürken ilgilenenler için İslam Eserleri müzesi ve Ulusal cami hemen yol üzerinde.Biz ulusal parkın içinde ki kendi deyimleriyle dünyanın en büyük kuş parkına gitmeyi tercih ediyoruz.Singapur da gördüğüm kuş parkı hariç başka bir yerde kuş parkı görmedim ama kuş parkı biraz sıkıcı geldi.İçeride makul sayıda çeşitte kuş görmeniz mümkün.Doğa olarak güzel bir yer.Kuş parkının hemen karşısında ki orkide bahçesi gerçekten zarif ve çekici bir yer.Orkide bahçesinin hemen arkasında bulunan Geyik parkına kapalı olduğundan dolayı giremiyoruz.Dışarıdan gördüğüm kadarıyla çok bişey kaybetmiş sayılmayız.Yine bu parkın içinde ki göle gidip göl kenarında mola verip sessizliği dinliyoruz.Buradaki molanın ardından göle bağlı kanalın kenarından yürüşümüze devam ediyoruz ve park gezimizi havanın kararmasıyla sonlandırıyoruz.



Akşam yemeğimizi yemek üzere tekrar KKLC'ye dönüyoruz.Yemeğin ardından bahçe de ki kalabalığın içinde havuz kenarındaki yerimizi alıyoruz.Gece buranın tadı gerçekten başka güzel.Kulelerin hemen altındaki manzara gece daha bir alımlı.Gece yarısına yaklaşırken herkesin dağılmaya başlamasıyla bizde bu gece bize ev sahipliği yapacak olan havaalanına dogru yol alıyoruz.Sabah çok erken saatte uçacağımız için uçağı kaçırmamak adına bu gece yi havaalanında geçireceğiz.Sabahın ilk ışıklarıyla istikametimiz Kamboçya Siem Reap.

SİNGAPUR

      Gözlerimi araladığımda jaluzinin arasından bardaktan boşalırcasına yağan yağmuru görünce , tatilimin yağmur yüzünden berbat olacağını düşündüm ve tedirgin oldum.Ama buraya gelmeden önce ıslak mevsimi tercih ederek herşeyi göze aldığım için ve asıl önemlisi yağmuru çok sevdiğimden içimi bir sevinç kapladı.




         Dün akşam planladığımız gibi Sentosa Adası'na gitmek için otelden ayrılmadan önce çıkış işlemlerimizi yaptırdık.Çantalarımızı otelde bırakma talebimizi kabul etmeleri bizi rahatlattı.Akşam Malezya yolculuğuna çıkacağımız otobüs terminalinin de kaldığımız otelin hemen karşısında olması ayrıca ünlü Mustafa Centre ve China Town'a yakın bir yerde olması iyi bir karar verdiğimizi gösteriyordu.Mustafa Centre demişken; bu alışveriş merkezinden eldivenden merdivene, ayakkabı dan şampuana, çekiçten kolyeye , gömlekten ilaca kadar herşey var.Ama Türkiye'ye göre fiyatlar pahalı.

           Sentosa Adası'na gitmek için nereye kadar gideceksen o kadar ödediğimiz tren biletlerinden aldıktan sonra adaya geçmek için kullanacağımız teleferiğin bulunduğu Vivo City alışveriş merkezinde indik.Teleferik bileti almak için geldiğimiz gişeden, adaya gelmemizin önemli nedenlerinden biri olan akvaryum biletimizi ayrıca 5D sinema biletimizide alıp, Muhteşem manzara eşliğinde adaya geçiyoruz.

            İlk durağımız Akvaryum.İçerisinde 1 ana tünel ve çeşitli deniz canlılarını ayrı ayrı görebileceğimiz havuzların ve bölümlerin bulunduğu akvaryum beklediğim kadar olmasa da gerçekten güzel ve görülmeye değer bir yerdi.Ayrıca Akvaryumun arkasında bulunan havuzda belli saatlerde yapılan Deniz Aslanı ve Yunus gösterilerini izlemekte çok keyifli ve eğlenceli oldu bizim için.

       
         Ama asıl heyecan akvaryumdan sonra gittiğimiz Kelebek Parkı'nda başladı.Benim gibi doğa tutkunu biriyseniz mutlaka bu parkı ziyaret etmelisiniz.Çok küçükte olsa bir yağmur ormanı deneyimi yaşayabildiğimiz bu parkta bir çok kelebek etrafımızda ucuşurken biz onları seyrederek hatta severek doğanın tadını çıkardık.Kozalardan çıkan kelebekleri izlemekte ayrı bir keyifti.

     
 
        Kelebek bölümünden hemen sonra bizi karşılayan kuş parkı da gerçekten küçükte olsa doğası ve atmosferiyle çok güzel bir deneyim oldu.



          Böceklerin kralı yoktur evet yoktur ama krallıkları varmış.Kuş parkından sonra bizi karşılayan bölümde çok çok küçükte olsa böcekleri yakından da tanıma imkanı bulduk.Bu bize ne kazandırdı bilmiyorum ama ilginç bir tecrübeydi.

         Bu kadar doğa içinde dolaşıp kafamızı boşaltıp oksijenle doldurduktan sonra gittiğimiz 5D sinema çok eğlenceliydi.Sentosa Adası'nın muhteşem doğasında biraz yürüyüşün ardından yine teleferikle döndük.

 
        Akşam Merlion dediğimiz Singapur un kuruluşunu simgeleyen heykelin bulunduğu yere gidip güzel resimler çektik muhteşem manzarayı izledik.Singapur'a has mimari yapıyı hayranlıkla inceledik.Nehir kenarında muhabbet ettik.Biraz alışveriş merkezlerini gezdik.Bu arada ben bu kadar güzel kızı bir arada hiç bir yerde görmedim göreceğimi de düşünmüyorum.Singapur'un güzellik yarışmalarında neden bu kadar başarılı olduğunu çok iyi anladım.Bir an çevre ülkelerdeki bütün güzel kızları burada topladıklarını bile düşündüm.
 
        Ciklet bulundurmanın yasak olduğu bu ülkede tren de yemek içmek , yere çöp atmak gibi fiiller yaklaşık 500-1000 dolar arasında bir para cezasıyla cezalandırılmakta.Yüzde 78'inin Çinli Yüzde 13ün Malay Yüzde 7 sinin Hintli olduğu ülke İngiliz yönetimindeyken 1942 yılında Japonlarca işgal edildi.2 aylık işgal döneminin ardından yeniden Kraliyet Kolonisine bağlandı.Artan milliyetçilik hareketleri sonucunda 1959 da kendi iç işlerinde özerklik kazandı.9 Ağustos 1965 tarihinde de bağımsızlığını ilan etti.Küçükten büyüğe neredeyse konuştuğum herkesin ingilizce konuşabildiği ülkede resmi dil malayca olarak kabul edilmiş.

11 Ekim 2010 Pazartesi

Into The Wild

,      ''Bana ne para ne sevgi ne de başka birşey verin hiç bir şey istemiyorum bana yalnızca gerçeği verin.''

Özellikle gezginler çok iyi bilir kalp nereye isterse ayaklar oraya gider.Biriktirdiği 25.000 Doları bir hayır kurumuna bağışlayıp , kredi kartlarını kimlik kartını kesip attıktan sonra cebindeki tüm parayı yakarak yüreğine doğru bir yolculuğa çıkar.Herşeyden tüm varlığından ve yaşamından hatta kendi isminden bile vazgeçerek çıktığı bu yolculukta başından birçok macera geçer , çeşitli zorluklarla karşılaşır ama asla yılmaz.Toplumun dayatmalarının toplumun gözündeki yerinin, toplumun kendi hakkında ne düşünüdüğü ve ondan ne beklediği gibi insanlar üzerinde sahte bir benlik yaratan tüm duygulardan sıyrılarak kendi gerçeğini aramaya koyulduğu bu yolculuk bizim açımızdan acı onun gerçekleri açısından belkide mutlu bir sonla biter.Filmin en sonun da öğrendiğimiz gerçekler ise gözlerimizin yaşarmasına neden olacak kadar duygusal ve kendi adıma filmin kahramanına duyduğum hayranlığın yanında içinden çıkılması zor bir etki bırakır.Kendimden ,hayatımdan ,ruhumdan birşeyler bulduğum ve eminim ki her insanın özündeki yepyeni keşiflerle maceraya atılma ,hayatını güven içinde sürdürmektense korkularından sıyrılıp birşeyler uğruna feda etmesi, en azından yaşamak için ölmesi ölmek için yaşaması gerektiği gerçeğiyle tekrar yüzyüze bırakan film bir numaram olmayı hakediyor.Birde ''Happiness only real when shared''

3 Ekim 2010 Pazar

ROMA II

           Sabah erkenden kalkıp metroyla Vatikan'a gidiyorum.Kısa bir yolculuğun ardından Vatikan'dayım.Burası beklediğim den çok küçük bir yer.İçerisi çok kalabalık.Ağır ilerleyen bir gümrük kapısı sırasının ardından ülkeye adımımı atıyorum.Meydanın yanından topluluğun gitmesi için sunulan tek secenek olan yoldan içeriye giriyorum.Bütün duvarlar tavan dahil özel bir işçilik ve titizlikle işlenmiş.Biraz içeride eski papaların mezarları karşılıyor beni.Ben en son papanın mezarını merak ediyorum.Hristiyan dünyasının en öenmli isimlerinin yattığı mezarların üstünde kendi heykelleride yatay şekilde duruyor.Papa 2. Jean paul 'un mezarını bulamadan çıkıyorum.Bu arada Vatikan müzesinin önünde ki yavaş ilerleyen kuyruk ta müzeyi gezmek için caydırıcı bir sebep.Zamanımın az gezecek yerim  çok olduğu için Vatikan ziyaretini erken noktalamam gerekiyor.Vatikan'dan çıkıp önce St. Angelo kalesinin önündeki tarihi St. Angelo Köprüsünden geçerek Plaza Novano ya gidip Meşhur Roma dondurması eşliğinde bir mola bir mola veriyorum.

    

 Oradan De Vuelta de Roma nın önünden Piazza Del Popolo ya doğru yürüyorum.İtalya meclisinin önünden Piazza Del Popolo ya varıyorum.Buraya gelmemin en önemli sebebi Leonardo nun müzesini gezmek,  Leonardo'nun çalışmalarını görebileceğimiz küçük bir müze.Leonardo ya hayranlığımı biraz daha arttırdıktan sonra Popolo meydanındaki havuzun üst tarafına çıkıp Roma yı yukarıdan izliyorum.Buradaki molanın ardından meşhur İspanyol merdivenlerine gidiyorum.Büyük bir kalabalık bekliyor beni.Bu sırada klasik müzik konseri başlıyor.Havuzla merdivenler arasına yerleştirilen platform a kurulan piyano eşliğinde verilen konser keyifliydi.

  Şarjı biten fotoğraf makinamı Şarj etmek için hostelime geri dönüyorum.Makinamı şarja bağlayıp hostelin terasın da kitap okumaya başlıyorum.Yanımda ki masa da iki çocuk bir kız diğer masa da iki kız oturuyor.Önce birbirleriyle muhabbet etmeye başlıyorlar sonra beni çağrıyorlar.Uruguay lı Mathias Meksikalı çocuk ve kız kardeşi irlandalı Emily ve Avustralyalı Brook la güze bir muhabbete başlıyoruz.Bize Kanada'lı Sophie 'de katılıyor.Sonra Mathias ın önerisiyle dışarıya çıkıyoruz.Aşk çeşmesine gidiyoruz Aşk çeşmesinde Bira eşliğindeki sıcak ve Güzel muhabbetin ardından gece kulubune gitmeye karar veriyoruz ama oraya yakın olan kulub kapalı Hostele geri dönüyoruz.Son gecemi Eğlenceli keyifli güzel bir şekilde geçiriyorum.Ertesi gün arkadaşlarla vedalaşıp lezzetli  pizzalı kahvaltının ardından  İstanbul uçağım için havalanın yolunu tutuyorum.   

26 Eylül 2010 Pazar

ROMA

       Akşam saat 10 civarında Roma Tren İstasyonunda iniyorum.Kalacağım yeri özellikle tren istasyonuna yakın seçmiş olmanın rahatlığıyla yavaş hareket ediyorum.Dışarıya çıkıp istasyona yaklaşık 400 mt. uzaklıktaki hosteli 1 saatlik bir arama sonucu buluyorum.Fasli Müslüman bir ailenin işlettiği hostel burası.Kayıt yaptırdıktan sonra bana terası gösteriyor herkes burada.İçeride 20 kişi var en köşede yaklaşık 10 kişilik bir grup Türkçe şarkılar söyleyip bira içiyorlar.Nedense(büyük ihtimalle araya girip  muhabbeti bölmek istemediğimden) önümde ki masa da oturan 3 kişinin yanına gidiyorum.Portekizli olan bu arkadaşlarla hemen ısınıp güzel bir muhabbete başlıyoruz.Portekiz hakkında bişeyler bilmem özellikle portekiz futbolu ilgilerini çekiyor.Querasma nın Beşiktaşa gelmiş olması da o günlerde gerçekleşiyor.Gecenin ilerleyen saatlerinde Terası kapatmak için geliyor görevli yan binaların rahatsız olabileceğini gerekçe göstererek.Portekizliler yatmaya gidiyor.Bu sırada Türk arkadaşlar da yanımdan geçerken merhaba diyorum.Hostelin önünde biraz muhabbetten sonra onların keşfettiği Collessium a nazır bir parka gidiyoruz.Sesi güzel repertuarı geniş olan bir arkadaşın olmasının da verdiği avantajıyla sabahın ilk ışıklarına kadar sürecek bir muhabbet sarıyor bizi.Şarkılar söylerek dönüyoruz hostelimize.



  


 Sabah erkenden kalkıyorum.Gar yakınlarında bir yerde kahvaltımı yapıyorum.Bu sırada dün akşam birlikte olduğum gruptan Bir arkadaşı görüyorum.Sesleniyorum Diğer arkadaşları almaya gidiyormuş birlikte gezmeye karar veriyoruz.Diğer arkadaşlar da geliyor yarım saat sonra.İlk durağımız Colessium Grupta yaklaşık 8 kişiyiz sonra 4 kişi alışveriş için ayrılıyor.Eray Gamze Cem ve ben Colessium a giriyoruz.İlk işimiz buranın nasıl kullanıldığını çözmek Çeşitli fikirler efsanelerle birleşip ortaya karman çorman birşeyler çıkıyor ama en mantıklısı Eray'ın ki.Orta kısımın üstü açık aslında eskiden kapalıydı.Tribünler de oturma yerleri yıkılmış durumda Pepsi reklamından biraz hatırlıyoruz burayı.Aslanların çıktığı yeri Cem in Spartacus filmden yola çıkarak yorumlaması.Gladyatörlerin bekledikleri yerleri tahmin etmeyi yine Spartacus filmine borçluyuz.Eray arkadan bağrıyor Türk Buldum Türk buldum diye.Yaklaşıyoruz Evli bir çift araba kiralayark çıktıkları avrupa seyahatinin ikinci durağıymış Roma yaklaşık bir saatlik sohbetin ardından devam ediyoruz.Hedefimiz Kralın oturduğu yer.Biraz zor olsa da üst katlara çıkmayı başarıyoruz.Haliyle Colessium a en hakim yer Kralın oturduğu yer.İnsanların burada birbirini öldürürken  ne kadar eğlendiğini aklımız ve vicdanımız almasa da içimizde hoş bir heyecanla izliyoruz Colessium u.Bir hayli zaman geçiriyoruz burada neredeyse günümüzün yarısı burada geçiyor.Sonra Başkanlık sarayına doğru yürümeye başlıyoruz.Her sokakta yeni bir eser yıkık bir kent.Üzerlerinde toz bile yok


.Burada müzeye gitmeye gerek yok çünkü kentin kendisi müze.İtalyanlar eserlerini sokaklarda sergiliyorlar takdir ediyorum hayranlık duyuyorum tarihe duydukları saygıya , verdikleri değere , sahiplenmelerine , Muhteşem bir yapı olan başkanlık sarayı(ben öyle diyorum bu binaya) Bembeyaz tüm zerafeti ve simetrisiyle kendini hayran bırakıyor.Oradan nehre doğru yürüyoruz.Ama önce karnımızı doyurmalıyız.Yolda bir çin lokantasına rastlıyoruz burada yemek yemeye karar veriyoruz.Ama ne yiyeceğimiz konusunda hiç bir fikrimiz yok.Yaklaşık yarım saatlik bir menü incelenmesinin ardından hepimiz turist menüsünde karar kılıp bir yarım saat daha bekliyoruz.Yediğimiz yemekler öylesine lezzetli  ki herşeye değer.Güzel bir yemeğin ardından.Arkamız daki masada oturan bir adam ve iki kadınla ilgili yapılan dedikodunun ardından Nehre doğru yürüyoruz.


Ama hava kararmış durumda Birkaç fotograf çekip geri dönüyoruz çünkü saat 11 de trenle italyanın güneyine gidecekler.Moda tasarım kursu için 10 kişi olarak İtalya'nın güneyinde bir yere bir aylığına gelmişler hafta sonunu Roma da değerlendirmek istemişler.Gamze yle Eray çantalarını almak için hostele gidiyorlar Bizde Cem'le bira içmek için garının 200 mt. aşağısında ki havuza gidiyoruz.Yürümekten bir numara daha büyümüş olan ayaklarımızı buz gibi suya sokup buz gibi biramızı yudumluyoruz.Bu gerçekten çok keyifli.Tren saati yaklaşıyor.Gara gidiyoruz herkes orada biraz bekledikten sonra onları uğurlayıp Hostelime dönüyorum.

25 Eylül 2010 Cumartesi

Floransa

3 saatlik bir yolculuğun ardından Floransa garında iniyorum.saat saat 10'a gelmek üzere.Önce roma biletimi alıp daha sonra hostelimi bulmalıyım.(Bu sefer biraz daha tedbirliyim hostelimin adresini ismini not almıştım.)Gezimin bitmesine 4 günlük bir zaman var.O yüzden Floransa için bir gün ayırdım.Ertesi gün akşam için Roma trenin den yerimi alıp.Dışarıya çıkıyorum.Gördüğüm ilk kişiye hostelin adresini göstererek nasıl gidebileceğimi soruyorum.14 numaralı otobüse binmemi söylüyor.Hemen garın karşısında ki durağa giderken önümden 14 numaralı otobüs geçiyor.Önemsemiyorum ve durakta beklemeye başlıyorum yaklaşık2 saatlik bir bekleyiştwn sonra otobüsün gelmemesi biraz moralimi bozsada umursamıyorum.Sırtımda 20 kiloluk bir çanta ve başka bir sırt cantasıyla Floransa nın ünlü Duomusuna ulaşıyorum.Saat 12 ye gelmesine rağmen burada hayat hala hareketli.Myedandaki turun ardından bir taksiciye hostelimin adresini gösteriyorum.Taksici buranın şehrin dışında olduğunu ve buradan oraya yaklaşık 30 € tutabileceğini söylüyor.Geceliği 14 € olan bir hostel için değmeyeceğini bir yandan da içimde beni tetikleyen macera arayışının etkisiyle barların olduğu sokağa doğru yürüyorum.Sırtım da kocaman sırt öantasıyla girdiğim barda bütün bakışları üzerime toplasam da bundan hiç rahatsızlık duymuyorum.Plastik bir bardakta bira alıp çıkıyorum dışarıya barın karşısında güzel manzaralı bir yere geçip biramı yudumlayıp hem yorgunluğumu atıyorum hemde insanları tanımaya çalışıyorum.



Bir moladan sonra bir kaç sokağı daha dolaşıyorum ama gözüme çarpan ne bir hotel var ne bir hostel.Yürümeye devam ediyorum sessiz sokaklara giriyorum karşıma bir internet kafe çıkıyor.İnternetten bir hostel bulabilirim diye düşünüyorum kafeye girdiğimde zaten saat 1:30 Kafe 3 te kapanıyormuş.3 e kadar kafede kalıp internette  arkadaşlarla sohbet ediyorum.Bu saaten sonra bir hostele gitmenin zaten anlamı yok.Çıkıyorum dışarıya Tekrar gara gidiyorum ama gar kapalı.


Garın karşısında ki mcDonalds'a giriyorum.Bir yemeğin ardından saat altıya kadar burada oturuyorum. Saat 6 da gar açılıyor.Gara gidip uygun bir yer bulup uyuyorum sabah uyandığımda gar hareketlenmiş kalabalıklaşmış halde. Çantamı emanete bırakıp atıyorum kendimi dışarıya.Floransa parkına gitmeye karar veriyorum ama önce ilk gördüğüm bar da (burada kahvaltı edebileceğiniz sandvic tarzı şeyler satan yerlere bar diyorlar)güzel bir kahvaltı ediyorum.Ardından parka doğru yürüyorum parka ulaştığımda sessiz sakin bir yerle karşılaşıyorum.Burandan nehrin üzerinden eski Floransa sokaklarına giriyorum.Burada bütün evler neredeyse birbirinin aynısı evlerde pek fazla dikkatimi çeken birşey yok çok sıradan duruyorlar hepsi neredeyse 3-4 katlı düz yapılar.Ama tarihi de yansıtıyorlar.



Dar sokakların arasından tekrar duomo ya doğru yürüyorum.12 yy dan kalma kiliseler çıkıyor karşıma.Heran tarihi bir yapıyla karşılaşmak mümkün.Tarihi doku çok iyi korunmuş.Floransa  her sokağı tarih kokan bir şehir ama biraz sıradan geliyor bana beni çok fazla cezbetmiyor.Dar sokaklardan devam ediyorum yoluma Duomo tüm heybetiyle karşımda duruyor.Devasa yapının içini görmek için sabırsızlanıyorum.İçeriye giriyorum Gerçekten etkileyici.Kubbesine çıkmak istiyorum ama başka bir yerden çıkılıyor kubbeye dışarıda yağmurun da başlamasıyla kubbeye çıkmaktan vezgeçiyorum.Meydana nazır bir yerde oturuyorum biraz.Sonra çarşısında geziyorum.Hava çok yağmurlu geceden uykusuzum ve tren saatim yaklaşıyor en iyi istsyona gidip treni beklemek.İstasyona gidip Roma trenimi beklemeye başlıyorum.

Venedik

           Milano'dan başladığım dört saatlik bir yolculuğun ardından içimde apayrı bir heyecanla ulaşıyorum Venedik'e.Venedik'in çocukluğumdan beri merak ettiğim ve görmek istediğim bir yer olması bu heyecanın başlıca kaynağı.Venedik Tren istasyonunda inip Floransa biletimi ayarlamaya çalışırken bir an önce çıkıp gezmek için sabırsızlanıyorum.Büyük sırt çantamı emanete bırakıp Biletimi aldıktan sonra atıyorum kendimi dışarıya.İlk andan itibaren sanki bir tablonun içindeymişim hissi yaşıyorum.İçime dolan romantizm rüzgarı kalbimden dışarıya sevgi olarak yayılmakta.Rezervasyon yaptırdığım Hostelin ismini adresini bilmiyorum.Bir internet kafeye gidip bu bilgileri almam gerekiyor bunun içinde bir internet kafe bulmalıyım.Gardan aldığım haritayla bakarak ilerlemeye başlıyorum nasıl olsa bir kafe de karşıma çıkacaktır diye düşünerek.
     Büyük kanalı takip ederek kafelerin önünden yürümeye başlıyorum.Neredeyse her 100 metrede bir bir meydan karşılıyor beni.16'yy dan kalma evlerin herbiri görülmeye değer bir sanat eseri.Dar sokaklar dan küçüklü büyüklü köprülerden geçiyorum.Gondolları seyrediyorum.Evlerin pencerelerindeki çiçekler ayrı bir hava katıyor sokaklara.İnsanlar yok pencerelerde sanki evler kullanılmayan evler gibi.Merak ediyorum içlerinde kimlerin yaşadığını.Venedik mimarisine hayranlık duymamak mümkün değil.Bir köprünün basamaklarında veriyorum molamı.Yanımdan geçen insanların sessiz ve hayranlık dolu bakışlarında görüyorum insana bu şehrin neler yaşattığını.Yoluma devam etmeden çantama koyuyorum haritamı bu şehrin sokaklarında kaybolmaya niyetliyim.Bırakıyorum kendimi bilinmeyene her adımımda yeni bir sürprize.Böyle yaşanmalı aslında hayat diyorum kendikendime teslim etmek kendini bilinmeyene sürprizlere bütün duyargalarını açmak.Kayboluyorum nerede olduğumu nereye gittiğimi bilmeden ilerliyorum geçmişimi silerek geleceğimi düşünmeyerek o anın bütün hücrelerime doluşu ,yollardaki taşların dizilişi , evlerin tuğlalarını saran yosunlar ki gibi .bir gondolun kanaldan süzülüşü gibi yürüyorum ağır ve acelesiz.
   
Hava kararmaya başlıyor. Burada bir internet kafe var mı diye soruyorum ilk gördüğüm dükkanda ki adama.İstasyona yakın bir yerde var diyor.Tekrar geri dönmek için açıyorum haritamı biraz zorda olsa buluyorum.Aramaya başladığım yerde kafeyi ve onun sadece 100 metre ilerisindeki hostelimi :)


   Kapıyı çalıyorum.Eski bir evden dönüştürülmüş hostelin büyük salonuna buyur ediyorlar beni.Salon da onlarca  genç gruplar halinde muhabbet ediyor.Siyahi bir kız görüyorum gerçekten çok güzel hem siyahi hemde çekik gözlü güzelliğiyle dikkatimi çekmeyi başarıyor. Kaydımı yaptıktan sonra odamı gösteriyorlar.Siyahi güzel kızın yanındaki yatak ta yatacak olmam Bugün de şanslı günümde olduğumu gösteriyor.Selam diyorum Tanışıyoruz.Shigan Kanadalı arkadaşı var yanında ranzanın üstünde Avusturalyalı bir çocukla muhabbet ediyorlar.Onlarla da tanıştıktan sonra Avusturalyalıdan güzel bir teklif geliyor.Bu akşam birlikte içelim mi evet diyoruz hepimiz :)Sonra hosteldeki görevli geliyor Arkadaşlar bu akşam gelmek isteyenlerle birlikte içmeye çıkacağız diyor.Gitmeye karar veriyoruz.Toplanıp 10-12 kişi çıkıyoruz dışarıya.10-15 dakikalık yürüyüşten sonra.Kokteyl satan bir büfeye geliyoruz.Buradan ayak üstü kokteylimizi alıp (bu arada Shiganın tavsiyesi üzerine içinde Tekila viski olan kokteylden alıyorum)Büyük kanalın kenarında İskeleye geliyoruz iskele üzerinde bir sürü genç var hemen kaynaşıyoruz.Hosteldeki görevli kız sonra dan bize katılan avustralyalı diğer bir arkadaş ve dördümüz koyu bir muhabbetin içine dalıyoruz.Arada muhabbet daha da koyulaşıp benim ingilizce olarak anlayacağım seviyeyi aşıp bana basit olarak anlatıldıktan sonra devam eden muhabbet Shigan ve arkadaşının yorgun oldukları için Hostele geri dönmeye karar vermeleri benim bira almaya gitmeme kadar devam ediyor.Biramı alıp geldikten sonra iskambil kağıtlarıyla beni beklediklerini görüyorum.Kağıtlar dağıtılmaya başlanıyor ama oynayacakları oyunu bilmiyorum kısa bir anlatımın ardından başlıyoruz oynamaya birkaç turdan sonra iskambil oyunlarındaki maharetlerimi göstermeye başlıyorum.Gece iyice ilerledikten sonra toparlanıp tekrar Hostele dönmeye karar veriyoruz.Yolda Bizimle aynı hostelde kalan isveçli arkadaşlarla muhabbet ediyoruz.Bir ara İsveç in nufusu konusu açılıyor.İstanbul'un nufusunun ülkelerinin nüfusunun iki katı olduğunu öğrenince biraz şaşırıyorlar.Hostele ulaşıyoruz Yorucu bir günğn ardından Amerikalı arkadaşla bira içip muhabbet ediyoruz.Hostelde görevli kızın da eski erkek arkadaşının Türk olmasından kaynaklandığını düşündüğüm ilgisiyle renklenen muhabbet uykusuzluğun bastırmasıyla sona eriyor.

Ertesi gün Salona yakın odada olmanın verdiği avantajla seslerden uaynıyorum.Shigan ve arkadaşı çoktan kalkmış (adını unuttum o yüzden arkadaşı diyorum veya Shigan hep ön planda kalmış herhalde benim için Bu arada Shigan ın kanada da Buz hokeyi oyuncusu olması da ilgimi çeken diğer bir konu)Avustralyalı nın uyanmaya pek niyeti yok gibi.Hostelde birlikte yaptığımız Kahve kızarmış ekmekli bir kahvaltının ardından Shiganlar bilet almak için istasyona gidiyorlar.Bende gezime kaldığım yerden devam etmek üzere dışarıya çıkaacağım Hostelde görevli kız ve diğer arkadaşlarla vedalaşmak için odalarına giriyorum.Kalmamı istiyorlar birlikte gezeriz diyorlar.Ama ben pek gruba bağlı kalmak istemediğimden gideceğimi söylüyorum.Vedalaşıyoruz.

Haritam da belirlediğim gezi güzergahımı takip ederek gezmeye balıyorum.Akşam 6:30  a kadar vaktim var 7 de Floransa trenine bineceğim.Belli bir süre sonra haritaya bağlı kalmanın bu geziyi biraz donuklaştırdığını düşünüyorum.Haritayı çantama koyup devam ediyorum.Büyük kanaldan ilk gündekinin tersi istikametinden yürümeye başlıyorum.Bu yaka daha sessiz daha sakin turistlerin az bulunduğu bir yer.Belli bir yürüyüşten sonra anayola çıkıyorum uzun bir yürüyüşün ardından yolun çıkmaz bir yol olduğunu görüyorum bu sırada çok yoğun bir yağmur başlıyor.Tekrar geri dönüyoruma ama yol üstünde sığınacağım bir yer yok.Üzerimde bir tshirt ve şortla koşmaya başlıyorum.Ben koştukça Yağmur da şiddetini iyice arttırıyor.400-500 metre sonra küçük bir binanın 30 cm lik sacağının altına sığınıp 2 saat boyunca yağmurun dinmesini bekliyorum.Yağmur dinmesiyle birlikte tekrar gedliğim yerden şehir merkezine doğru yürüyorum.San Marco meydanına gitmeye karar veriyorum.Bu meydana giderken yine yağmura yakalnıyorum.Zaten yeni kurumaya başlayan elbiselerimi tekrar ıslatmaya niyetim yok.Zaten acıkmakta olan karnımın da uyarıyıla Kendimi bir pizzacıya atıyorum.Bira ve leziz pizza eşliğinde cama vuran yağmurun sesi İçerisinin sıcaklığıyla dışarıda koşuşturan insanları izlemeye koyuluyorum.

Yağmurun dinmesiyle birlikte san marco meydanına doğru yürüyüşe geçiyorum.Dar sokaklardan pahalı mağazaların vitrinlerini(bir eldivenin 1000 € Bir bayan kabanın 10 000 € larda olduğunu görünce pahalı olduğuna hak verirsiniz) büyük bir ilgiyle izledikten sonra San Marco Meydanındaki Cafelerin arasında ki Dondurmacı da alıyorum soluğu.Havanın ve Dodurmanın soğuğu Meydan daki ünlü restaurantın klasik müzik yapan müzik grubunun müziği eşliğinde yeniden başlyan yağmurda ıslanmıyor olmanın sıcaklığıyla gözlemlediğim Meydan iğne atsan düşmeyecek kadar da kalabalık.


Meydan da geçirilen keyifli zamanın ardından Tekrar geldiğim yerden geriye dönüşe geçiyorum ama saat 4 gideceğim yeri tam bilmiyorum ve bulması gerçekten zor.O yüzden Metro ya binmeye karar veriyorum.Metro burada bir vapur hem kanalı gezmiş olacağım.Yaklaşık bir saatlik vapur gezisinin ardından istasyon durağında iniyorum.Yorgun düşmüş bir halde kendimi en yakın banka atıyorum.Bu sırada çektiğim fotografları laptop ıma atıp incelemek içinde yeterince zamanım var.Fotografları incelerken sağımda oturan kadının kızını dürterek fotografları gösterdiğini  kızın da dikkatle baktığını görmezlikten gelip fotolarımı inceleyip laptop ımı kapatıyorum.Beş dakika sonra kız Merhaba diyor.Fotograflarını gördüm çok beğendim alabilirmiyim diyor.Tabi diyorum.Annesi de mutlu oluyor.Hepsini veriyorum.Defalarca teşekür ediyorlar.Artık yolculuk vakti gelmeye başladı.Emanete bıraktığım çantamı alıp Venedik'e güzel duygularla veda ediyorum.